ERFELEK 2013 NÜFUS BİLGİLERİ  

ERFELEK TARİHİ

  

Erfelek Karasu Çayı ile İşkembe Çayının birleştiği yerde kurulmuş olup il merkezine  28Km. uzaklıkta merkezidir. Bügüne kadar sırasıyla Cumayanı, Salavat ve Erfelek isimlerini alımıştır.

          İlçe Merkezinin kuruluşu 1750’li yıllara dayanmaktadır. 1876’da fahri bucaklık verilmesiyle ismi Karasu olarak değişmiştir. Karasu Bucağı 1911 yılında resmi bucak merkezi olarak teşkilatlanmış, 01.04.1960 tarihinde ise ilçe statüsüne kavuşmuştur. Yeni teşkilatlanan İlçenin ismi politik tercihlerle Erfelek olmuştur. Erfelek il merkezine 28 km. uzaklıkta küçük ve şirin bir ilçe merkezidir.
          Tarihi seramik eserler, yer altı tünelleri, mağaralar ve savaş aletleri ilçenin toprakları üzerinde çeşitli uygarlıkların yaşadığını gösterir. Ancak bilgisizlik nedeni ile bu tarihi eserler ya değerinin farkında olunmadan imha edilmiş ya da çok düşük ücretlerle satılmıştır. Himmetoğlu Köyünün bulunduğu yerde Rumlar zamanından kalma harabeler mevcut olup burada bir kasaba kurulmuş olduğu sanılmaktadır. Sarıboğa Köyünde çok eskiye ait mağaralar mevcuttur. Kaldırayak Köyünün Gerdankıran Tepesinde tarihi bir mağara ve devamında tünel mevcuttur. Bu tünel yaklaşık 2 km. uzunluğunda olup Erfelek ilçesi Okçul Mahallesine açılmaktadır, İlçe merkezinde 1931-1932 yıllarında Ali KARASU adlı şahıs bahçesindeki toprağı kazarken bir tarihi eser kalıntısına rastlamıştır. Bu eserin etrafı temizlendiğinde bir hamam kubbesi meydana çıkmıştır. Bütün bunlar gösteriyor ki ilçe merkezi ve köylerinde daha öncede çeşitli yerleşim birimlerinin kurulmuş olduğu anlaşılmaktadır. Horzum Köyünde tesadüfen yapılan kazılarda çeşitli tarihi eserler çıkmış olup bu eserler Sinop Müzesinde sergilenmektedir. Hemen hemen tüm köylerimizde Rum mezarlıklarına rastlamak mümkündür.
          İlçe sınırları dahilindeki kırsal kesimde tarih öncesi ( prehistarik ) yerleşimlere rastlanmıştır. Bu yerleşim yerleri (höyükler) Koruma Kurulunca tescil edilerek koruma altına alınmıştır.
          Bu höyüklerden anlaşılacağı üzere Erfelek kırsal kesimi ilk Tunç Çağında (M.Ö. 3000) yoğun iskan görmüştür. Bizans ve Roma yerleşimine rastlanmaktadır.
          Bunları şöyle sıralayabiliriz;

          - YAMA TEPE HÖYÜK ( Karacaköy hudutları içinde ) ilk Tunç Çağı
          - HARMAN TEPE HÖYÜK ( Bıyıklı Mahallesi hudutları içinde ) Genç Kalkolitik Çağ
          - ÇİLTEPESİ ( Başaran Köyü Hudutları içinde ) İlk Tunç Çağ
          - KUM TEPESİ ( Hamidiye Köyü Hudutları içinde ) İlk Tunç Çağ
          - KAHKÜLTEPE ( Hamidiye Köyü Hudutları içinde ) İlk Tunç Çağ
          - HALİL USTA TEPESİ ( Hasandere Köyü Hudutları içinde ) İlk Tunç Çağ
          - ÜVEZ YANI ( Kirenpara Mahallesi Hudutları içinde ) İlk Tunç Çağ
          - ÖREN TEPE ( Mescit Düzü Köyü Hudutları içinde ) İlk Tunç Çağ-Roma
          - GAVUR TEPESİ ( Kazmasökü Meydan Mahallesi) İlk Tunç Çağ- Genç Frig
          - SARI MUSTAFA TEPESİ ( Kazmasökü Meydan Mahallesi) İlk Tunç Çağ
          - TEPECİK ÜSTÜ ( Sorkun Köyü ) İlk Tunç Çağ- Genç Dönem
          - KIRAN TEPE ( Çakırköy ) İlk Tunç Çağ

          MS. 110 yıllarında zamanın Sinop Valisi PLYNİ tarafından Sinop a 16 mil mesafeden muntazam su yolları yapılarak su getirildiği, bu su yolunun da ilçenin Hasandere Köyünden geçtiği kalıntılardan anlaşılmaktadır. İlçe merkezine 2 km. uzaklıkta Kaldırayak Kuz Mahallesinde Rumlara ait bir kilise kalıntısı bulunmakta olup yerli halk tarafından bilinçsizlik sonucu tahrip edilmiştir.

          İlçe merkezinin kuruluşu 1750’li yıllara dayanmaktadır. O yıllarda şu anki ilçe merkezinde Rumlar ve Ermeniler’in  yaşamaktalardı. Sahil boyundan çobanlar,  yazın yaylaya çıkarken şimdiki eski caminin olduğu yerde Cuma namazını kıldıklarından bu yerleşim yerinin ilk adı CUMAYANI oldu.

          Cuma namazının toplu kılınmasının daha sevap olduğunu öğrenen Rumlar,  civar köylerde yaşıyan  Türk’leri Cumayanı'na çekebilmek ve dolayısıyla  ticaretlerini geliştirebilmek için çobanların namaz kıldıkları yere 1800’lü yıllarda cami inşa etmişlerdir. Cumayanı’nın gelişmeye başlamasıyla birlikte 1850 yılında caminın yanına okul binası yapılmış ve eğitim öğretime başlanmıştır. 1800 lü yıllarda kurulan bu cami ile 1850 yılında yapılan okul binası 1910 yılında ağır kış şartlarına dayanamıyarak yıkılmış olup,  Parmaksız oğullarından İSMAİL adlı bir şahsın önderliğinde çevre köyler, Kabalı ve Tangal cıvarından toplanan yardımlarla aynı yerlerıne yeniden yapılmıştır.

          Bu süreç, halktan bazıları toprak çömleklerle et ve ciğer yemekleri pişirerek cuma namazı için gelenlere satmaya başlamasıyla ticari etkinliğin gelişmesini sağlamıştır. Nüfusun yavaş yavaş arttığını gören Rumlar demirci dükkanları açarak demirciliğe başlamışlardır.

          Yine Rumlar Cuma günleri sergiler açarak çeşitli manifatura  eşyaları satıyor, diğer günlerde saklıyorlarmış. Cuma pazarının oluşması bu etkinliklere dayanır.

          İlçede ilk bakkal dükkanını Boyacıoğulları ile Himmetoğulları, ilk fırını Bakkal Sami’nin babası Mehmet usta açmışlardır. Ekmekler yerli undan yapılıyor olup halk arasında Akça ekmek adı ile anılmakta idi.

          1854 yılında doğudan gelen aşiretlerin ağırlıklı olarak başta İncirpınar köyü olmak üzere Tekke, Yeniçam ve Dağyeri Köylerine yerleştikleri, yine aynı tarihlerde  Kafkaslardan gelen Abazaların  Tekke, İnesökü ve Yeniköy’de yerleştikleri bilinmektedir. 1877-78 Osmanlı-Rus Savaşı sırasında Batum ve Artvin cıvarından çok sayıda  Gürcü ailesi gelerek Hasandere, Veysel, Değirmencili ve Hamidiye Köylerini  kurmuşlardır. Diğer köylerde de yoğun bir şekilde  Gürcü nüfusa rastlanmaktadır. İlçe nüfusunun %47 sini Türkmenler %40 ını Gürcüler % 7 sini Çerkezler %3 ünü Abazalar, %3 ünü Lazlar oluşturmaktadır.

          2013 yılı genel nüfus sayımı sonuçlarına göre toplam 7966 nüfus olup, bunun 3524ü ilçe merkezinde , kalan 4442’si de köylerde oturmaktadır. Köylerde yaşayan ortalama nüfus 99 olup yaş ortalaması 50'nin üzerindedir. Oysa daha 2000 yılında Erfelek merkez ve köy nufusu 16.000'in üzerindeydi. Erfelek 14 yılda nüfusunun yarısını göç vermiştir.

          Cuma yanına 1876 yılında fahri bucaklık verilerek, ilçe merkezinin etrafında çok sayıda ve gür bir şekilde bulunan karaca sulardan esinlenerek ismi Karasu olarak değiştirilmiştir. 1882 yılında ilk Jandarma Teşkilatı oluşturularak bucak karakolu kurulmuştur. 1911 yılına kadar fahri bucak müdürlerince idare edilen Karasu 1911 yılında resmi bucak merkezi olmuştur.

          1911 yılında resmi bucak merkezi olan yerleşim yerinde nüfus yoğunluğu  az olup, asıl yoğunluk Kınık, Bülbüllü, Toplu, Karaağaç Deresi, Boğa Mahallesinden oluşan Kınık Muhtarlığı ile Salavat, Göktaş, Avanos ve Okcul’dan oluşan SALAVAT  Muhtarlıklarında yaşamakta idi. Resmi nahiye ilan edilen ve Karasu adı alan  yerleşim yeri Salavat Muhtarlığı sınırları içinde kaldığından nahiyede toplanan temeddü vergilerinden Salavat Muhtarlığı yararlanmakta idi. Bu vergiden pay alabilmek için Kınık Muhtarlığı’da nahiye merkezinin kendi sınırları içinde kaldığını iddia ettiğinden iki muhtar arasında ciddi anlaşmazlık çıkar. Kendi içlerinde bir türlü çözemedikleri bu anlaşmazlığı çözmek için zamanın Valisi Naci ROLLAS bizzat Karasu’ya gelmiş ve Karasu’yu her iki köye de mal edebilmek için iki muhtarlığı da kaldırmış, böylelikle Karasu’yu tek muhtarlığa indirerek sorunu çözümlemiştir.

          İlçe merkezi 1922, 1948, 1963 ve 1975 yıllarında büyük sel felaketleri yaşamış olup, bunlardan 1922 yılındaki sel felaketinde nahiye merkezinde yaşayanların tamamının ev ve iş yerlerini terk ettiği yerleşim yerinde taş taş üzerinde kalmadığı ancak beşikte bir bebeğin selin silip süpürdüğü yerler gezilirken Ramlı bölgesinde bir ağacın dalında asılı kupkuru ve sağ kaldığı, bu bebeğin bir Rum ailenin cocuğu olduğu bilinmektedir. Okulu da sel aldığından 1924 yılında Kınık, Salavat, Soğulcalı ve Kandırayak birleşerek LAZ AHMET isimli bir şahıstan şimdiki Yunus Emre İlköğretim ve Sağlık Ocağının bulunduğu yeri 180 Tl’ye satın almışlar, aldıkları arazinin içinde bulunan evi de okul olarak kullanmışlardır.

          Karasu isminin de çağrıştırdığı gibi su kaynakları bakımından son derece zengindir. Bu nedenle de  Himmetoğulları, Tokurların İsmail, Tevfik Hoca, Selim Kahya, İsmail Çavuş, Aslan Çavuş, Akgöz Süleyman, Esat Usta (TÜRKMEN) Mustafa Bayrak gibi daha pek çok Karasulu değirmeni kurmuştur. Bu durum Karasu’nun Sinop ilinin un üretim merkezi olmasını sağlamıştır. Fabrikasyon üretime gecildiği son yıllara kadar da bu konumu korumuştur.

          Erfelek Ahmet Muhip DIRANAS dışında ülkeye mal olmuş sanatcı, yazar vb yetiştirememekle birlikte Müderris Selimoğlu, Molla Recep, Yunus Hoca gibi çağının alimlerini yetiştirmiştir.

          Birinci Dünya Savaşında ülkemizin dört bir tarafının olduğu gibi boğazlarında müttefik devletler tarafından ele geçirilme çabaları sonucu çıkan Çanakkale Savaşında verdiğimiz binlerce şehit içinde yöre halkından da Tataroğlu Kadem Çavuş ( ŞİMŞEK ), İsmail Çavuş ( KARASU ), Ahmet Çavuş (USTAOĞLU ), Sefer Çavuş ( BAŞOĞLU ), Mustafa Çavuş ( AKGÖZ ), Süleyman Çavuş ( AKDENİZ ) gibi onlarca şehidimiz vardır.

          Mustafa Efendi ( TOHUMAT ), Esat Usta ( TÜRKMEN ), İsmail Çavuş ( ALTAY ), İsmail Çavuş ( ÖZGÜN ), Tevfik Hoca  ( TURAN ), Şirin Ali Çavuş  (ALTAY ), Alo Dayı ( KARASU ) gibi yüzlerce gazisi olup bunlardan İsmail Çavuş ( ALTAY ) iki yıl bulgaristan ve Rodos adasında, Tevfik Hoca ( TURAN ) iki yıl Bulgaristan’da,  Alo Dayı ( KARASU ) iki yıl Yunanistan’da esir kalmış, ancak esirlerin mübadelesi antlaşmasıyla vatan topraklarına  geri dönebilmişlerdir. Çanakkale Savaşında ağır yaralanan ve artık savaşamayacağı için geri gönderilen İlyas Efendi (Altay) memleketine gelemeden Kastamonu'da yaşamını yitirmiştir.

          Kurtuluş Savaşına Karasu'nun eli silah tutan tün erkekleri katılmışlardır. Nahiyenin tüm erkekleri cephede olduğundan o zamanlar yaygın olan tifo hastalığından ölen iki kişinin mezarını, Ayşe-Emine ( ÖZTÜRK ) ile Sırmas ( KARASU )  adlı kadınların, çok yaşlı olduğu için savaşa katılamayan Sarı yusuf (ALTAY )’ın rehberliğinde kazdıkları nesilden nesile anlatılır.

          Karasu nahiyesi uzun yıllar devlet olanaklarından yararlanamamış, ilk dışa açılımı; 1949 yılında Karasu’dan Sinop-Ayancık yolunun bağlanmasıyla olmuştur. 1930 yılında ilkel de olsa  halkın imece usulü çalışması sonucu nahiye içme suyuna kavuşmuştur. 1951 yılında nahiye  merkezine ilk defa bir kesimhane  ve umumi tuvalet yapılmıştır.

          Karasu merkezindeki nüfus yoğunlaşması ve ticareti sirkülasyonu artması sonucu zamanın nahiye müdürü tarafından  Aşar başı olarak çalışan Akçaçamlı Hamza bey fahri Belediye Başkanı, Küçük  ağa diye tanınan  Mustafa Çavuş ( YILDIRIM ) da zabıta olarak görevlendirilmiştir. Aynı yıllarda Jandarma Yüzbaşı  İsmail Hakkı Bey ile Mercanlar, Şevki Efendiler ( ÖZTÜRK ) gibi atlı müfrezeler  nahiyenin güvenliğini sağlamakta idi.

          Nahiye merkezine  Cumhuriyetle birlikte ilk Mors postaları kurulmuş, telgraf alınıp, gönderilmeye başlanmıştır. Nahiyeye ilk telefon  1942 yılında gelmiş olup değişik zamanlarda değişik tadilat ve yenilikler yapılarak 1996 yılında  PTT binası inşaa edilip çağın gereklerine uygun  sisteme gecene kadar bölgeye hizmet vermiştir.

          1954 li yıllara kadar gaz lambalarıyla aydınlatılan nahiye merkezi o yıllarda un değirmenciliği yapmakta olan MOLLA’gilin ( TOPLUÖZ )  değirmeninde -ki daha sonraları "cuma değirmeni" olarak anılmıştır-, o günün şartlarında elektrik üretilmiş olup  yöre halkı ilk kez elektrik akımıyla aydınlanmıştır. 1954 yılında köy idaresi zamanında İller Bankası  aracıyla 12Kw.lık su tiribünü yapılmış olup 30 abone ile hizmete girmiştir. İlçeye ulusal enerji 1979 yılı sonlarında gelmiş olup bugün 1898 aboneye hizmet vermektedir.

          Karasu’da günden güne artan ticari sirkülasyon, nüfus yoğunlaşması  nahiye merkezinde ve çevre köylerindeki idari işlerin güçleşmesi nedeni ile 27 Haziran 1957 tarihli ve 9644 sayılı resmi gazetede yayınlanan kararla  Karasu nahiyesi ilçe konumuna getirilmiştir. İlçelik asaletinin onaylanması için bir kaymakamın göreve başlaması gerekmiş, halkın Nahiye Müdürü Hüseyin Deligöz'ün gitmesini istememesi üzerine atanan kaymakam Erdoğan Şahinoğlu, göreve başlama imzasını attıktan hemen sonra, eşyalarını bile indirmeden geriye dönmüştür. Hüseyin Deligöz 01 Mayıs 1960 tarihine kadar Kaymakam vekili olarak ilçeyi yönetmiştir. 01 Mayıs 1960'da Erfelek'in gerçek anlamda ilk kaymakamı göreve başlamıştır.

          İlçenin adı güney batısındaki  Kazmasökü Köyü cıvarında bulunan ERFELEK ormanlarından esinlenerek ERFELEK adını aldığı söylenmekte ise de, gerçek Sabri Felek'e yapılmış bir jest olduğudur. Ancak yerli halk Erfelek adını 2000'li yılların başlarına kadar içselleştirememiştir, Çok sayıda hemşehrimiz bu ad değişikliğinin iptal edilerek yeniden "Karasu" adının geri verilmesini istemektedir.

          Erfelek İlçe olduktan sonra süratle gelişmiş 1961 yılında Belediye kurulmuş, çevre köylere yollar yapılmış, Ziraat Bankası Şube açmış, 1964-65 Öğretim yılında Orta Okul binasını yaparak eğitim öğretime açmış, 1963 yılında ilçe merkezinden  geçen Kınık Deresi  üzerine beton köprü yapılmış, 1966 yılında Erfelek-Apdurrahmanpaşa güzergahından  Ayancık yoluna bağlanmıştır, 1967 yılında Özel İdare binası yapılarak hizmete girmi, sık sık sel felaketine maruz kalan ilçe merkezi Karasu Çayına rıhtım yapılarak koruma altına alınmıştır.

 

blog web counter
                Paylas  

 

>