BU YAPIYI TANIDINIZ MI ?

         ESKİ OKUL
O zamanki adı: MERKEZ KARASU İLKOKULU


  Eski okul ön cephe  

        Bu yapı 1960'lı yılların ortalarına kadar (Atatürk Caddesindeki okul yapılmadan önce) "Merkez Karasu İlkokulu" ana binasıydı. 4 derslik ve bir küçük öğretmen odası vardı. Alt tarafta (şimdi bulunduğu yerde yol var) bir işlik binası vardı. 1960'lı yılların ilk yarısında (hükümet binası yapılmadan önce) işlik binası İlköğretim Müdürlüğü olarak kullanılıdı.
Atatürk caddesindeki okul yapılınca yapı bir süre kullanılmadı. Öğrenci artıp yeni yapı yetersiz kaldığında ise 4. ve 5. sınıflar onarılan bu yapıda eğitim gördüler. (1960'ların sonlarına doğru ve 1970'lerde.)
        Üst tarafta ise uzun ve iki bölümlü baraka ile bir öğretmen lojmanı vardı. 4. ve 5. sınıflar bu barakada okurdu. Yine 1960'larda lojmanda geçtiğimiz yıl yitirdiğimiz öğretmen Cemal Öztürk otururdu. (Cemal Öztürk daha sonra orman işletmesinin Sinop yönünde kendi evini yaptı.


  Eski okul arka cephe  

        Bu yapı 1960'lı yılların ortalarına kadar (Atatürk Caddesindeki okul yapılmadan önce) "Merkez Karasu İlkokulu" ana binasıydı. 4 derslik ve bir küçük öğretmen odası vardı. Alt tarafta (şimdi bulunduğu yerde yol var) bir işlik binası vardı. 1960'lı yılların ilk yarısında (hükümet binası yapılmadan önce) işlik binası İlköğretim Müdürlüğü olarak kullanılıdı.
Atatürk caddesindeki okul yapılınca yapı bir süre kullanılmadı. Öğrenci artıp yeni yapı yetersiz kaldığında ise 4. ve 5. sınıflar onarılan bu yapıda eğitim gördüler. (1960'ların sonlarına doğru ve 1970'lerde.)
        Üst tarafta ise uzun ve iki bölümlü baraka ile bir öğretmen lojmanı vardı. 4. ve 5. sınıflar bu barakada okurdu. Yine 1960'larda lojmanda geçtiğimiz yıl yitirdiğimiz öğretmen Cemal Öztürk otururdu. (Cemal Öztürk daha sonra orman işletmesinin Sinop yönünde kendi evini yaptı.

 

-------------------------------------------------------------------------------------------------------------

BİR YORUM

        AYDIN TURAN
        Bir dönem, (yolu buradan geçen herkes gibi 4 ve 5. Sınıf yılları) öğrencisi olduğum bu bina unutulabilir mi ? Siyah beyaz, soluk ve eski bir fotoğraf karesinde, çok uzun yıllardır görmediğim bir dosta rastlamak sık yaşanan bir mutluluk olmasa gerek. Bu resim, orada geçirdiğim yılları, bu yılların bende biriktirdiği anıları ve dostlukları tekrar bilince çıkarttı. Zihnimin derinliklerinde saklı bir yığın anı ‘geçit töreni’ yaptı adeta.

        Saygıdeğer Ayhan Altay ağbi (sizi hiç tanımamış, görmemiş olsam da, bir dönem, yazılarınızdan öğrendiğim kapı komşuluğuna dayanarak) size, bizimle paylaştığınız değerli resimler ve kısa tarihçe için yürek dolusu teşekkürlerimi sunuyorum. Ayrıca, sitede yer alan , Erfelek ve Erfelek’lilere dair yaptığınız keskin gözlemleri, tarihsel tanıklıkları ve anıları incelikli bir mizah duygusu ve ustalıklı bir üslupla ele alan yazılarınızı da büyük bir keyif ve hayranlıkla okuduğumu belirtmeliyim. Yüreğinize ve kaleminize sağlık.

        Kişisel tarihçemde önemli bir yer tutan bu okula, bugünkü okul ve eğitim sistemi üzerinden bakarak gerçekleştirdiğim anılar yolculuğundan derlediklerim.

        O zamanlar, bizim kantinimiz yoktu, bizleri evlerimizden alıp okula götüren servislerimiz de. Yani; eğitim ticarileşmemiş, okullar, rant ve kazanç alanları haline dönüştürülmemişti daha. Her öğlen, evleri yakın olanlar yemek için evlerine gider, uzak olanlar ise, yanlarında getirdikleri azık ( içerik çeşitliliği açısından benzemese de, bugünkü beslenme çantası) ile geçiştirirlerdi o günü; okulun yakınlarında bakkal olmadığı için öğlen arasında üşenmeyip çarşıya inerek bakkaldan aldıklarıyla karınlarını doyuranlar da olurdu ara sıra. O yılların bakkallarında, bugünkü gibi bir sürü sağlıksız, gdo’lu ve çocukların tüketim alışkanlıklarını biçimlendiren cici ambalajlı, albenili, reklamı bol ürünler de yoktu . Hamburger, tost, sandviç, pizza gibi fast food ürünleri ilçemize henüz gelmemişti. Biraz helva, bir parça peynir, bir kaç zeytin ve bir somun ekmek; işte size mütevazi /ekonomik bir öğlen yemeği. Tüccar kantincinin pazarladığı ürünleri tüketmek gibi şans(ızlığ)ımız olmadı hiçbir zaman.
Okula gitmek için hazırlanıp evden çıkan küçük ayaklar, kilometrelerce öteden, köylerden, yağmura, çamura ve kara aldırış etmeden yola koyulurdu her gün, bıkıp usanmadan. Her gün yaşanılan eziyetli okul seyahatlerini, babalardan tırtıklanan paralarla, bu küçük ayaklar için konfora dönüştürecek servisçiler de hiç uğramadı bizim oralara.

        Okulumuzun etrafında beton duvarlar ve bizi dışarıdan koruyan tel örgüler de yoktu. Bunların yerine, her tarafı açık, bahçesinde bolca ağacın bulunduğu, özgürce girip çıkabildiğimiz, her köşesinde rahatça koşup oyun oynadığımız kocaman bir alana sahiptik. Hatta, biz köşe kapmaca oynayabilelim diye okulun önüne dikildiğini düşündüğüm çam ağaçları bile vardı (hala duruyorlar mı ?)

        Bugün, ders başlangıç ve bitiş anlarını bildiren ve modern zil olarak adlandırılan klasik ya da popüler müzik cıngıllarını işitmedik hiçbir zaman. Bizim derslerimizin başlangıcını ve bitişini bildiren, her gün başka bir öğrencinin elinde (öğretmenin onayı ve hademe Abbas’ın rızasıyla) yaşatacağı bu ayrıcalıklı anın keyfiyle çalınmayı bekleyen (bu keyfi çokça yaşayanlardan birisi de bendim) basit bir zildi. Yasak olmasına rağmen, yasak ve kural tanımayan öğrencilerin oyun ve yasak delme alanı olan su deposunu, bir kale belleyip, her teneffüste ilk önce kim çıkacak / fethedecek ? yarışının galipleriydik her birimiz.

        Bu resimler üzerinden geçmişe dönüp baktığımızda, küçük, mimari anlamda basit ve sıradan bir yapıyı, bizim için anlamlı ve unutulmaz kılan şeylerin, elbette orada geçirdiğimiz yıllar içinde yaşadıklarımız, arkadaşlarımız ve öğretmenlerimiz olduğu tartışmasız bir gerçektir. Ancak, bu yapı ve çağrıştırdığı güzellikleri aşan, ve bugünden geriye bakıldığında onu daha da değerli yapan şeyleri bir kez daha kuvvetle vurgulamakta fayda var.

        Yukarıda da bahsetmeye çalıştığım gibi, okullar henüz ticarethaneye (özel okul, kayıt parası, aidat, kantin, servis, özel ders, dershane, kitap, defter ve her türlü okul gereci) dönüşmemişti. Kariyer hesapları ve amansız (eşitsiz) sınav yarışları başlamamıştı daha. Hepsinden önemlisi, (bugün olduğu gibi) birileri tarafından hazırlanıp paketlenerek bize pazarlanan ve sürekli olarak kolay yoldan kazanmayı güdüleyen başarı formülleri, okul (ve sonrası) hayatımızı istila etmemişti. Evet, şimdiki gibi, bilgi dahil, her şeyin kolay ulaşılabilir (ve aynı ölçüde kolay tüketilebilir) olduğu bir dönemin öğrencileri değildik. Zorlu ulaşım koşullarına, dengesiz beslenmeye, eksik ve yetersiz ders araçlarına, kışın paltoyla oturduğumuz dersliklere ve daha bir yığın olumsuzluğa rağmen, güzel bir geleceğin umudu ve zorluklara karşı geliştirdiğimiz mücadele gücümüz ile tutunduk hayata .

        Ve bugün, bunca zamandan sonra; bir şairden (A. Behramoğlu) alıntılayarak sorarsak, “Yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var” diyebildik mi?

secure stats
                Paylas  

 

>