ayhan altay

ANASAYFA

ÖZGEÇMİŞ

KÖŞE YAZILARIM

ARASIRA YAZDIKLARIM

YAZILARIM

ŞİİRLERİM

FOTO

GÖRSELLER

BANA YAZILANLAR

 

           ESRİK BİR TUTKU

           Benim yazılarım Pazartesi yayınlanır. Bu nedenle de Pazar günü yazılmak zorunda. Yani ben yazıyı yazdığımda oy verme işlemi sürmekte olur.  Bu nedenle seçim sonuçları üzerine yazmam ancak gelecek haftaya olacak. Bu durumda bu hafta politik olmayan bir yazı yazmayı yeğledim. Biraz da eğlenceli olsun istedim. En iyisi size memleketimin geçmişinden birşeyler anlatmaktır diye düşündüm.

           Ben Sinop’luyum. Sinop’un Erfelek ilçesinden. Memleketine vurgun olan ben, Erfelek adını hiç sevmem. Orası benim için 1960 adıyla, Karasu adıyla değerledir.

***

           Kendine özgü bir şivesi de bulunan Erfelek’in bu yönünü kendiliğinden uyak oluşturmuş şu sözler anlatır:
           “Tıkıriym, tıkıriym açmiysin,
           Çağriym çağriym duymiysin,
           Masus mu yapiysin ?”

           Çocukluğun o elektriksiz, radyosuz (doğal olarak da televizyonsuz) kış gecelerinin eğlencelerini anılarımdadır. Kaçgöç olmadan hemen her akşam toplanılırdı. Bağlama, ut, mandolin seslerine bir keman ya da kanunun karıştığı geceler yaşamışımdır. Geçmişin derinliklerinde kalan bu geceler, günümüz insanlarının kalabalık içindeki yalnızlığına inat sevecen bir birlikteliği taşırlardı. “Karasu’da Pazar var”la oynanırken, ardından “cilveloy nanayda” ile horona durulması olağandı. Sonunda “deli horon”la bağlanırdı ki bu horondan sonra kimsede oynayacak hâl kalmazdı.

           Çocukluğumun unutulmazları arasında bir türkü vardır. Beni bugün bile oldukça hüzünlendiren, gözlerimi dolduran bir türkü. “Ham meyve”

           Türküyü ilk kez sokakta bakır kalaylayan bir kalaycıdan dinledim. Bir yandan çömeldiği yerde işini yaparken bir yandan da “benim yârim yaylalarda oturur/ ak elini soğuk suya batırır” dizelerini öylesine içten söylemekteydi ki anlatmak güç. Türküyü dinlediğimden yaklaşık elli yıl sonra duyduğum Bedri Rahmi’nin dizeleri anlatır o günkü duygularımı. “Ne zaman bir köy türküsü duysam / şairliğimden utanırım.”

           Rumlar bir zamanlar Sinop’un renklerinden biriymiş. Ne ben o günleri görebildim, ne de bugüne kalan yalnızca “Sinop Türküsü” olarak adlandırılan ve her dörtlüğü “Bir gemim var ……” diye başlayan türküdeki şu sözlerdir:
           “Yoldan geldim aman yorgunum
           Dün akşamdan Marikaya vurgunum”

           Ne var ki; günümüzde o kültürün başka kalıntılarını bulabilmek olası değil. Öylesine yok edilmiş bir kültür ki; Rumların meyhanelerinin bulunduğu Tersanedeki deniz kıyıları yine meyhane ama en özgün yanı olan mezelerinden ve o güzel sirtaki müziğinden bir kalıt yok. Nüfusuna oranla en fazla içki tüketilen illerden biri olan Sinop’ta; meze konusunda belki de dünyada birinci sırada olan Rumların yaşamış olduğunu anımsatacak bir tat bulmak olanaksız. İçkinin yalnızca et türleriyle içildiği bir kent olmuş. Ne yazık!

           Sinop’un bugünkü çok kültürlülüğünün dayattığı hoşgörü bazen hoş olaylara da neden olur. Bunlardan biri, 1970 li yıllarda yaşanan bir telefon görüşmesidir.

           O yılları yaşayanlar bilir ama yaşamamış olanlar için bir kez daha anımsatalım. Günümüzün cep telefonu, internet üzerinden hatta telefon üzerinden görüntülü konuşmalarını bırakalım bir yana… Normal kablolu telefonlar bile manyetoludur. Telefonun sağ yanında bulunan kolu çevirdiğinizde sizi santral görevlisi yanıtlar. Ona görüşmek istediğiniz numarayı bildirirsiniz. Şehir içiyse hemen bağlanır. Şehir dışıysa uzaklığa göre bekleme süreniz değişir.

           İşte bu koşullardayken İzmir’de okuyan bir öğrenci, Sinop’taki ailesiyle ivedi görüşmek ister. Ne ki ailesinde telefon yoktur. –O yıllarda onlarca yıl sıra bekler, yine de telefon abonesi olamazdınız.- Komşusunun telefonunu yazdır PTT’ye. İzmir Sinop görüşmesi yapmak gündüz saatlerinde olanaksızdır. Ankara, Samsun üzerinden yapılacaktır bağlantı.

           Öğrencinin yazdırdığı telefon sabaha karşı bağlanır. Komşular öğrencinin annesini evlerine çağırırlar. Uyku sersemi gelen kadın telefonu eline alır. İzmir’deki oğlu sürekli bir şeyler anlatmak, annesi ise arada bir “”haaa.”  “hııı” gibi sesler çıkarmaktadır. Bir süre sonra konuşma biter. Kadın telefonu kapatması için komşusuna uzatırken, şaşkın bir bakışla konuşur:
           “-Ne diy kız buuu!”           

           Bu görüşmeden sonra telefonlu komşunun, telefon aboneliğini sona erdirdiği rivayet edilir.

 

URL Counter